KULLANICI GİRİŞİ GİRİŞ

Menü

ok tuşları ile geçiş yapabilirsiniz
Bitiş: 19 Ekim 2019 - 22:30:00

KALAN SÜRE

Pey Verme Süresi Bitmiştir.

LEWIS, John Frederick. III. Ahmet Çeşmesi renklendirilmiş taşbaskı gravür, 37,5x56 cm.

LOT NO: 84
Satış fiyatını görmeniz için üye girişi yapmanız gerekiyor!
İstanbul

Kalem ve Fırçayla Tarihe Düşülen “Görsel Notlar” Dillere destan güzelliğiyle dünyaya nam salan, üç devlete başkent olması dolayısıyla “imparatorluklar şehri” ünvanını taşıyan, cihan imparatorluğu Osmanlı devletinin merkezi İstanbul, erken tarihlerden itibaren Batılı gezginlerin, edebiyatçıların, bilim adamlarının ve ressamların ilgisini çekmiştir. Kente gelen Batılılar arasında ressamlar da vardı. Kalemleri veya fırçalarıyla tarihe görsel notlar düşen bu ressamlar arasında yer alan İngiliz John Frederick Lewis, gerek resimleri ve tekniğiyle, gerekse yaşantısıyla ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Londra’da 1805 yılında gravür sanatçısı Frederick Christian Lewis’in oğlu olarak dünyaya gelir John Frederick Lewis, ailesinden gelen sanat yönüyle ressamlığa başlar ve kariyerinin ilk yıllarında zamanının büyük çoğunluğunu hayvan resimleri ve illüstrasyonları çizerek geçirir. Araştırmacılar, 1827–1832 yılları arasını sanatçının “geçiş dönemi” olarak adlandırmıştır. 1827 yılında kendi atölyesini kuran Lewis, uzun süre etüt ettiği hayvan ve spor konulu resimlerin yerine artık suluboya tekniğinde çalışmaya başladığı manzaralar, enteriyörler ve figür eskizleri çalışır. Sanat hayatının sonraki dönemlerinde bu tarz çalışmalarla ün kazanacaktır. 1829 yılında babasına eşlik ettiği sanat gezisi yaşamında farklı başlangıçlara yol açar. Özellikle 1832 yılındaki İspanya gezisi ve devamındaki Fas seyahati onun sanatsal ve kişisel yaşantısının sonraki dönemleri için bir menzil taşı oluşturacaktır. İspanya ve Fas’taki İslâm mimarisi etkisindeki yapılar onu çok etkiler. Özellikle Elhamra Sarayı’nın mimari çizimlerini ve günlük yaşam sahnelerini içeren birçok resim yapar. Bu resimlerini 1835 yılında Sketches and Drawings of the Alhambra ve 1836 yılında Sketches of Spain and Spanish Character adlarıyla arka arkaya iki kitap halinde Londra’da yayınlar. Seyahat tutkusu onu önce 1837 kışını geçireceği Paris’e, ardından da Floransa’ya, Napoli’ye ve iki yıl kalacağı Roma’ya götürür (1838–1840). Roma’da yaşadığı sırada bir kere daha Fas’a gittiği bilinmektedir. Bu gezilerinde etkilendiği İslâm kültürünü ve mimarisini yakından tanımak için 1840 yılında daha uzun bir geziye çıkar. Güzergâhında Arnavutluk, Korent Körfezi, Atina ve 1841 yılında geleceği İstanbul’un da yer aldığı “Levant” gezisi, yaşamının 10 yılını geçireceği Mısır’ın Kahire şehrinde sonlanır. 1841–1851 yıllarını burada geçirir. Bu arada 1847 yılında İskenderiye’de tablolarının birçoğunda model olarak kullanacağı Marian Harper ile evlenir. Kahire ile Londra’daki yaşantıları arasında derin uçurumlar vardır. Kahire’de bir Türk Bey’i gibi yaşar. Yazar William Makepeace Thackeray, Notes of A Journey from Cornhill to Grand Cairo (Londra, 1846) adlı eserinde, 1844 yılında Kahire’de ziyaret ettiği Lewis için “hayaller, dumanlar içinde, tembel, tütüne boğulmuş” olarak yaşadığını yazmıştır. Gençliğinde ve Kahire’ye gidene kadarki seckin alışkanlıklarını, davranışlarını, Avrupalı tavırlarını bir kenara bırakır. Yaşantısı ve giyimiyle bir Doğulu’dan farkı kalmaz. Kahire’de kaldığı zaman zarfında o kadar çok sayıda eskiz çizer ki, ülkesine döndükten sonra Londra’nın dışındaki evinde 25 yıl boyunca bu eskizlerden yola çıkarak resim yapmaya devam eder. 1855 yılında Suluboya Ressamları Derneği Başkanı seçilmesine karşılık sonradan daha çok yağlıboya tablolar yapmaya başlar. 1865’te ise Kraliyet Akademisi üyeliğine seçilir. Tüm bu toplumsal görevlerine rağmen Kahire sonrası yaşamını, toplum içine çok karışmadan ve yaşadıklarını paylaşmadan ölümüne dek Londra’nın dışında sürdürür (1876). Lewis’in eserleri aynı zamanda, sadece hayal edilebilen Doğu’nun, yerini hayalden çıkıp gidilip görülen ve hatta yaşanabilen gerçek bir coğrafyaya bıraktığını gösterir. Bu noktada John Frederick Lewis’i anlamak için yüzyılın genel eğilimlerine kısaca bakmak gerekmektedir. 19. yüzyılda Avrupa resminde sınırları tam konmamış Oryantalist resim eğilimi ve söylemi dikkati çeker. İcracıları arasında Lewis’in de yer aldığı Oryantalist resim “ne bir okul, ne de bir üsluptur.” Oryantalist resim söylemi 19. yüzyıla damgasını vuran, etkisini uzun bir süre devam ettiren, yüzyılın önemli ressamlarını ve çalışmalarını kapsayan bir konu birlikteliğidir. Lewis ve çağdaşı olan Oryantalist ressamlara gelinceye kadar Batılı ressamların gözündeki Doğu, Osmanlı ve Türk kavramları ve tiplemeleri değişiklik gösterir. Karşısındakini ve merak edileni tanımaya başlamanın derecesine göre uygulamalar ve yaklaşımlar da farklılaşır. “Gerçek Doğu, gidip görenler için sınırsız ilham kaynağıydı.” Özellikle Thackeray’ın Kahire için söylemiş olduğu Mimaride ve yaşamda bu kadar çeşitliliği, çok renkliliği, ışık ve gölgeyi ilk kez bir arada görüyorum. Her sokakta, her pazar yerinde bir resim var. cümleleri tüm Doğu coğrafyası için ve ondan etkilenmiş tüm Batılılar için geçerliliğini korumaktadır. Nitekim 17. yüzyılda Osmanlı’ya ve özellikle İran topraklarına yapmış olduğu seyahatle tanınan Fransız Jean Chardin, seyahatinin amacını “gerek aradaki mesafe ve gerek örf ve adetlerin farklılığı bakımından bir başka dünya diyebileceğimiz büyük ve geniş bir memleket hakkında Avrupa’mızın ilgisini çekebilecek her şeyi titizlikle incelemek” olarak açıklarken, Doğu’da hemen hemen her şeyin sabit ve durağan olduğunu, Avrupa’da ise giyimden mimariye kadar birçok şeyin değişikliğe uğradığını vurgular: Avrupa’da ister giyim kuşamda, ister binalarda olsun, ister başka şeylerde, Moda denen şey az çok değişikliğe uğrar. ... Doğu’da böyle değil. Orada hemen her şey ve her yer sabit. O dönemlerde Avrupalıların anlayışına göre “Doğu” denilince sınır Osmanlı topraklarından başlardı, ancak resmedilen genel olarak İslâm coğrafyası idi. Doğu’nun lüksüne, gizemine ve onu çevreleyen büyülü ortama karşı uyanan hayranlık sanatçının esin kaynağı olmuştu ve bu tam da oryantalizmi işaret eder. Gerçek Doğuluyu tanımak, incelemek, yaşadığı yerleri görmek, içinde yaşadığı dünyasını gözlemlemek için uzun süren gezilere çıkan ressamlar artık gezdikleri yerlerde d’aprés nature resimler yapmaya başlar. 19. yüzyıl Avrupasının gözüyle artık —belki de didik didik edildiğinden— Doğu bir toplum olarak ilginç olma özelliğini yitirmiş olmakla birlikte mitos olarak hala büyük bir çekiciliğe sahiptir. “Düşlerdeki Doğu”, “şiirsel lirik Doğu”, “romantizm gözüyle Doğu” artık özellikle sanat ve edebiyat çevresinin hayal gücünü süslemeye yarar. Romantizm ve neo-klasisizmle birlikte Doğu’ya seyahat etmek neredeyse bir zorunluluk halini alır. Hatta daha da ileri giderek Alphonse de Lamartine’e göre şiirsel Doğu’ya gitmek, gidene şeref kazandırmaktadır. Ve şöyle sürdürür sözlerini: “Avrupa’yı daha iyi anlamak için Asya’da olmak gerekir.” John Frederick Lewis, Doğulu bakışıyla Doğu’yu anlatabilmek için onların içinde, onlarla birlikte yaşar. İstanbul’un görüntülerinden oluşan albüm, İstanbul’u ziyaret etmesinden önceye dayanır ve 1837 yılında yayınlanır. Coke Smyth’in desenlerinden yola çıkarak hazırladığı ve sepya renk üzerine taşbaskı tekniğiyle basılan Illustrations of Constantinople serisinde yer alan sahnelerin 3’ü Bursa, 3’ü Orşova, diğerleri ise İstanbul konuludur. Resimlerde pitoresk manzaralar ağırlıktadır. Sultan II. Mahmud dönemi (1808–1839) İstanbul’unu temsil eden bu görsel şölen, Kral IV. William ile Kraliçe Adelaide’e ithaf edilmiştir. Albümün sayfaları 56  38,5 cm olup resimlerin altında el yazısıyla kendisi tarafından yapılmış açıklamalar yer almaktadır. Yağlıboya ve suluboya tablolarında aslına sadık kalınarak çizilmiş ayrıntı bolluğu, İstanbul serisinde de karşımıza çıkar. Mimarinin resimle anlatımında, mimari süsleme ve kabartmaları net bir şekilde takip edebiliriz. Enteriyör sahnelerindeki (örneğin Bursa Ulu Cami’nin içi) ışık huzmeleri, renk cümbüşü, giysilerdeki desen bolluğu, mimari ayrıntıların net görünümü ve görsel zenginliği, kompozisyon kurgusu, “her yapıtında olduğu gibi, resmin yüzeyindeki ayrıntılar bize büyüleyici bir öykü anlatmaya başlarlar.” Dr. Ayşe Yetişkin Kubilay, [Lewis'S Illustrations Of Constantinople (Büyük Boy Ve Özel Kutusunda) (Ciltli)-John Frederick Lewis, Denizler Kitabevi]